Aile Hukukunda Arabuluculuk

En son güncellendiği tarih: 15 Oca 2020


Arabuluculuk, adalet sistemi gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılan uyuşmazlıkların alternatif olarak çözülmesini içeren kısaca, sistematik teknikler uygulayarak görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren ve uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımı ile ihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemidir.



Gönüllülük esası prensibini içeren arabuluculukta zorunlu olarak başvurulması gereken alanlar belirlenmiş, bunun dışında vatandaşlar ve hukukçular tarafından sürüncemede kalmayan hızlı ve iki tarafın memnuniyetine dayalı sonuçlar elde etmek adına tercih sebebi olmuş ve uyuşmazlıkların dostane ve barışçıl yollar ile çözümü için ülkemizde ve dünya genelinde eğilim bulmaya başlamış ve daha popüler bir seçenek haline gelmiştir.


Aile Hukukunda arabuluculuk ise;

Arabuluculuk müessesini Aile Hukuku bakımından ele aldığımızda ise öncelikle belirtmek gerekir ki hukukumuzda henüz uygulama alanı bulmamıştır. Lakin birçok alanda olduğu gibi Aile hukuku kapsamında da arabuluculuk kurumu yer etmeli ve işleyiş sağlamalıdır. Aile Hukukunda arabuluculuk kavramına karşı çıkan görüşler dikkate alınması ve değerlendirmelerin bu savlar üzerinden yapılması daha sağlıklı olacaktır.


Arabuluculuk müessesesin Aile Hukuku içerisinde uygulama alanı bulmasına öncelikle kamu düzeni gerekçesi ile ve aşağıda belirtilen kanun maddeleri ile;


İstanbul Sözleşmesi’nin 48/1. Maddesi “Taraf devletler, Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerinde arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır” ,

Arabuluculuk Kanunu’nun 1/2. Maddesi “Şu kadar ki, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir” demek suretiyle şiddet içeren uyuşmazlıklarda zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının yasaklandığını belirtmektedir.


Ayrıca yine;

HMK 137. Maddesinde “Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda SULHE teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir” hükmünün geçtiğini ve hakiminde tarafları anlaşmaya teşvik etme yetkisinin olduğunu ve arabuluculuk müessesinin lüzumu olmadığını ileri sürmüşlerdir.


Tüm bu ana başlıklardaki sebeplerden ötürü Aile Hukuku’nda arabuluculuk müessesesi olan alternatif uyuşmazlık yoluna karşı çıkılmaktadır. Ancak öne sürülen bu savlardan şiddet ile alakalı hususlarda haklı kısımlar olmakla beraber bu sebeplere dayanarak Aile Hukuku’nun kapsadığı tüm alanları arabuluculuktan mahrum bırakmak yerinde değildir.


Çok basit örnekler olarak Aile Hukuku kapsamında boşanma davaları, mal rejimleri, velayet, nafaka vb. bazı konular vardır. Boşanma davalarında şiddet ve benzeri hususlar mevcut olsa dahi bu tarz mağdur tarafın daha da mağdur olacağı alanlar arabuluculuk kapsamı dışarısında bırakılıp kalan hususlarda arabuluculuk taraflar ve yargı işleyişi açısından yerinde olacaktır. Mesela sıradan bir çekişmeli boşanma davasında dahi günümüzde sıkça karşılaşıldığı gibi verilen dilekçe içeriklerinde hakaretlere varan söylemler yer alabilmektedir.


Taraflar mahkeme önünde hukuki hasım olmaktan ziyade argo tabir olan hasım olmak kavramını yaşamakta ve bir çok dava sonucunda dilekçelerde dahi yazılan, söylenilen söz ve ithamlardan ve sonuç olarak verilen boşanma hükümlerinden pişman olmaktadırlar.


Yine aynı şekilde mal rejimi uygulanması ve velayet konusunda da her iki taraf içinde ortak ve daha makul sonuçlar elde edilecekken yargılanma esnasında taraflar daha hassas ve olduğundan gergin davranmakta ve bunun sonucunda verilen hükümler tam anlamıyla baba-çocuk, ana-çocuk arası dengeyi sağlayamamaktadır. Halbuki arabuluculuk müessesesi ile bu durum aşılabilecek düzeyde kalanlar için uygun ve ortak çözümler vaat ettiği, velayet ve çocukla ilişki kurma hususları bakımından da çocuk psikolojisi ve sağlığı da tarafların(ana-baba) ortak iradesi ile korunması daha sağlıklı sonuçlar vereceği kanaatindeyiz.


Uzun süren ve sonuç alması aylar hatta bazen yıllar süren davaların verdiği gergin ve huzursuz süreçlerin sonrasında gelen pişmanlık içeren davaların sonuçlarının olmaması, çocuğun psikolojik durumunun ana-baba tarafından ortak bir kararla daha sağlıklı bir zemine oturtulması, verilecek nafaka ödeme hükümlerinin tarafın istemi dışında tamamıyla zorunlu değilde arabuluculuk kurumu sayesinde anlaşarak makul ve daha gönüllü kabul edilmesi gibi hususlar dikkate alındığında aslında toplumun temel taşı olan aile kavramından türeyen ve bu kavram dahilinde kurallar bütünü olan Aile Hukuku’nun mahkemeden verilecek kesin ve her zaman için tarafları tatmin edebilme kapasitesi olmayan kararlardan ziyade, aile bireylerini sarsmayacak ve ortak kararlarla ulaşılan sonuçlar toplum için de bireyler için de daha sağlıklı olacaktır.


Tekrar belirtmek gerekir ki her ne kadar Aile Hukuku içerisinde alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olan arabuluculuk müessesesini savunsak da önemle dikkat edilmelidir ki kanun koyucu bu husus ile alakalı düzenleme yaparken şiddet görme halleri gibi veya manevi olarak mağdur konumunda olan kişilerin hak ve özgürlüklerini korumak ve mağduriyetlerinin giderilmesi amacı ile bir ayrım yapmalı ve sadece bu tarz hususlar dışında Aile Hukuku bakımından arabuluculuk kurumunun işletilmesini sağlamalıdır.

Arabuluculuktaki amaç barışçıl, ortak kararları yargının yavaş işleyişinden uzak tutup iki tarafında memnuniyetini esas alarak hızlı bir çözüm üretmektir.


Bireylerin maddi manevi her yönü ile sağlıklı yetişmesi için toplumun en önemli kurumu olan aile kavramında Aile Hukuku’nun sert duvarlarının değil de anlaşılmış ve ortak memnuniyeti içeren çözümlerin yer alması esastır.

Bu sebeplerden ötürü Alternatif Uyuşmazlık Yolu Olan Arabuluculuk kurumunun Aile Hukuku’na da uygun düştüğü kısımları açısından uygulanması gerektiği kanaatindeyiz.


Kaynakça:

1-Avukatlık Kanunu

2-Arabulucuk Kanunu

3-İstanbul Sözleşmesi

4-Hukuk Muhakemeleri Kanunu

5-İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Makalesi

32 görüntüleme